Ne çok özlettin sevgili,
ne çok beklettin.
Küçücük bir yüreğe devasa bir hasret yükledin.
Kimbilir yerini, kim anlayabilir eksikliğini?
Koca bir boşluk; oyuldukça oyulan,
aşkınla derinleşen,
hasretinle kavrulan..

Sevilmeye sevilmeye, sevilmeyi de unuturmuş insan.
Unuttum ben de sevgili.
Sevmeyi öğrenip sevilmeyi unuttum.
Özlemle yanıp özlenmenin akide şekeri tadını unuttum.
Yüreğini ararken yürüdüğüm yolları unuttum.

Yönümü kaybettim,
nereye dönsem senmişsin meğer..

Uçan balon misali hayaller.
Tutmazsam uçup gidecek avuçlarımdan,
gökyüzüne, kayboluşa..
Sahi aynı sonsuz gökyüzünün altındayız değil mi?

Ve bir gün üç küçük yağmur damlası düşecek aynı gökyüzünden,
Hasretle kavrulan yüreklere serpilen..
Üç küçük gözyaşı damlası gibi,
gözü yollarda bekleyenlerden..


'' Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm ''den - Zülfü Livaneli

"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm - Livaneli
Küçücük bir kız çocuğunun kalbinde kocaman bir yer etmişsin,
bilmeden.
Bilmeden, görmeden, tanımadan sevilmiş;
özlenmişsin.
Yoksun hiçbir yerde, ait değilsin hiçbir zamana sanılırmış.
Bir bilseler, 
ne içten dualarda adın zikredilirmiş.
Yaşamadan bilmediğimizden olsa gerek; sahip olduklarımızla bolca, uluorta övünmemiz. Bir başkasının o konuda eksiklik duyabileceğini düşünemeden.. Bundandir sevgilerimizi reklam edişimiz, dünyaya duyurmak isteyişimiz.
Oysa korkarım, korkmalıyım; eksiği gediği olan bir yüreği incitmekten.. Yüreğindeki boşluğu büyütmekten..

yağmurlar

'' Sokaklar sakin, geceler karabasan,
Ellerim titrer.
Kim bu ben, kim bu susan?''


Herkesin mışıl mışıl uyuduğu, kaçıncı rüyasını gördüğü saatlerce neden çekilmez olur geçmek bilmeyen zaman? Neden gelir duvarlar üzerimize? Neden sığamaz olur yüreğimiz göğsümüze? Neden atasımız gelir kendimizi dışarılara?

''Ne soran var ne bilen.
Sebebim yok, bana kıyan.''


Bilmez kimseler. Duymaz, duyamazlar. Sessiz çığlıkları hangi kulaklar duyabilir ki? Hıçkırıklara boğulurken, başını yastığa gömerken kimler ne rüyalar görmekteler inin cinin top oynadığı saatlerde? Suçlusu kim, sebebi kim? O, sen, ben? Hangimiz nerde hata yaptık? Hangimiz hangi yanlış adımı attık? Hangimiz attı kendini uçurumdan, hangimiz itti, ne önemi var? Yalnızız. Ne güzel anlatır Peyami Safa , Yalnızız'da..

''Beni sevmezsen, yağmurları sev.
Bulutlar ağlasın,
sen gül, güneş doğsun yeniden.''


Yalnızız. Yalnız ağlamak, birlikte gülmek zorunda mıyız? Nedir bizi zorunluluklara iten?

Tutamazken gözümüzden dökülenleri, başımızı yaslayacak bir omuz bulmak çok mu zordur? Çok mu zordur güvenmek? Güvenmek, dayanmak, yaslanmak.. Zaman her daim göreceli iken, güvenin ölçüsü olabilir mi? Olsa oluşması aylar, haftalar, aylar, yıllar alırken yıkılması saniyeler alır mıydı?

Ben yeterince ağladım çocuk. Senin yerine de ağlarım. Ama sen ağlama. Dökülmesin yaşlar, gülünce kaybolan gözlerinden..

Gül sen. Hep gül. Yüzün aydınlanırken gülerken, bir gülümseme ne kadar yakışırken gözlerine...

Gülümsemekten kırışsın gözlerinin etrafı. Bakarken sönmek üzere olan mumlara, dilerken daha uzun ömürlü olmalarını, gülümse. Gülümserken, gözlerinden gamzelerine yollar ayrılıp birleşirken, yüzünün kıvrımlarından doğsun umut. Gün ağarırken, doğa umuda uyanırken, sen gül. Sen gül, güneş doğsun yeniden. Güneş doğsun omzundaki sıcaklığın da yüreğine..

''Sen sev yağmurları,
yağmurlar yağsın üzerime.''


Sen gül, güneş doğsun yeniden buz tutan yüreğime. Umudun yayılsın yüzünün kıvrımlarından. Sen sev yağmurları, umut olsun yağmurlar, huzur olsun, güven olsun, yağsın üzerime. Hüznün yerini alsın huzur, korkunun yerini alsın güven.

''Sen sev yağmurları,
yağmurlar yağsın yüzüme.''


Yaşlar akmasın gözlerimizden, kaplamasın kara bulutlar yüzümüzü. Gölgelenmesin mutluluklar. Yoktur mutluluğun büyüğü küçüğü esasında. Yağmur damlalarının yapraklarla buluşmasıdır mutluluk, susuz kalmış çatlamış toprakla kavuşmasıdır. Alevi titreyen mumlara, korkulu yüreklere, ''merhaba'' demesidir cama vuran yağmur damlalarının.. Bir hızlanan bir yavaşlayan kalbin düzensiz vuruşlarını dinlemektir. Sessizce alınan yarım bir nefesin verildiği andaki sıcaklığıdır. Gözlerini şüphesiz kapatmaktır güven. Başının üzerindeki elin şefkatini, saçlarında usulca yol alan parmakların sevgisini duymaktır. Yağarken yağmurlar, dinmez sanarken hüznü, gökkuşağının bulutlar arasından göz kırpacağını bilmektir umut. Rengarenktir o umut.

''Bulutlar ağlasın,
sen gül,
güneş doğsun yeniden.''