Geçmez değil, geciyor zaman bir sekilde ; su olup akiyor seneler. Insan kimi zaman bilincli olarak yapiyor hesabini kimi zaman da bir olay, bir kisi, hatta bir nesne kalkip hatirlatiyor nerden nereye geldigini.
. . .
Cok zaman oldu gorusmeyeli, degil mi? Cok zaman oldu aynadaki yansimana durup gercekten baktigin? Bakip bakip tanimaya calistigin, taniyamadiginda hatirlatici tokatlar attigin kendi suratina.. Belki de hic umursamadan kendine goz kirpip yoluna devam ettigin..
. . .
En son kiminle ictin kahveni , sohbetine doyamadigin? En son kiminle citirdattin sonbaharin sari kahve yapraklarini yururken birlikte? En son nerde gercekten huzuru ve dinginligi hissedip dondun evine? En son ne zaman halinden ve hayatindan memnun, icin rahat koydun basini yastiga?
. . .
Bilmek ister miydi acaba binbir cesitle dolu ormandaki her bir agac her bir cicek de kimin misafir kimin yerli , kimin dallarina yuva yapacak bir kus kimin beline balta vuracak oduncu oldugunu ; bizim kadar?
Biz bildik mi , ne kadar bilebildik kimin misafir kimin ev sahibi kimin hanci kimin yolcu oldugunu? Bilsek kilitler miydik arka odamizi yoksa yine de verir miydik misafirlerimize ev sahibi guvenini? Bilsek asil ev sahiplerine gostermek varken misafir nezaketini yine de yanlarinda ayaklarimizi uzatip umursamazca kumandayi alip elimize dalar miydik televizyona?
Bilsek ev sahibinin kiymetini hic gitmeyecek gibi agirlar miydik misafirlerimizi?
. . .
Cok zaman oldu , dunden beri.
Cok zaman oldu ben ben , sen sen olamayali.
Ve daha bugun gibi , dun.
Hem bir o kadar uzak hem bir o kadar yakininda yurudugun..
Durup soruyorsun,
"yaşamak istediğim hayat bu mu?" diye.
Şüphesiz bu olsa,
sormazsın bu soruyu evirip çevirip kendine.
Varsa hayata bakış açın, bir çizgin, duruşun;
nedendir ettiğin bu eziyet yüreğine?
Sebep midir söz geçirememek,
her gördüğünü isteyen çocuk misali susmayan nefsine?
İndir gözlerini fark etmeden neleri ezip geçtiğin yere
ve kaldır başını aklının alamadığı sonsuzluğun en somut ifadesi olan göğe?
Nerdesin?
Merhem olabilecek yaralarıma, dost olabilecek hayatıma, denk olabilecek yüreğime?
"yaşamak istediğim hayat bu mu?" diye.
Şüphesiz bu olsa,
sormazsın bu soruyu evirip çevirip kendine.
Varsa hayata bakış açın, bir çizgin, duruşun;
nedendir ettiğin bu eziyet yüreğine?
Sebep midir söz geçirememek,
her gördüğünü isteyen çocuk misali susmayan nefsine?
İndir gözlerini fark etmeden neleri ezip geçtiğin yere
ve kaldır başını aklının alamadığı sonsuzluğun en somut ifadesi olan göğe?
Nerdesin?
Merhem olabilecek yaralarıma, dost olabilecek hayatıma, denk olabilecek yüreğime?
''Mutluluk, buzdolabındaki bir kutu dondurma. Yemek için can atarız ama yine de birilerinin 'hadi yiyelim' demesini bekleriz.'' diyordum. Biraz yanılmışım sanırım.
Ağzımıza kadar tıka basa doluyken, midemizde dondurmaya hiç yer yokken, ne kadar istersek isteyelim, ne kadar birileri 'hadi' derse desin hatta kalkıp elimize kaşık versin; değil yemek tadamayız bile.
Ağzımıza kadar tıka basa doluyken, midemizde dondurmaya hiç yer yokken, ne kadar istersek isteyelim, ne kadar birileri 'hadi' derse desin hatta kalkıp elimize kaşık versin; değil yemek tadamayız bile.
İnsan prensipleri ile yaşar. Prensiplerinden taviz verdiği an, kendisinden çıkmış demektir. Bir çorap söküğü gibi; taviz tavizi doğurur çünkü.
Sınırlarımız olmalı bu yüzden. Bizi biz yapan, kendimize saygımızı koruyan, torba gibi büzemediğimiz ağızların karşısında dimdik durabilmeyi sağlayan..
Rahat bir vicdanın huzurunu, beş duyu ile algılanan hiçbir şey veremez.
Sınırlarımız olmalı bu yüzden. Bizi biz yapan, kendimize saygımızı koruyan, torba gibi büzemediğimiz ağızların karşısında dimdik durabilmeyi sağlayan..
Rahat bir vicdanın huzurunu, beş duyu ile algılanan hiçbir şey veremez.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)