İnsan uzaktayken, fırından yeni çıkmış ekmek kokusundan sonra sevdikleri tarafından merak edilmeyi arıyor en çok. Ekmek de taze taze yenmeyince soğuyor, insan da..
Her ışığı Nur, her güzeli Yusuf, her yakarışı dua sanmak seraba kapılmaktır. Serapların sonu hayal kırıklığıdır ama gerçeğe "uyanış"tır aynı zamanda. Gözleri yeni güne uyandırana şükür.. Günümüz, uyanışlarımız hayrolsun.
" Sevmek mi sevilmek mi? " dersen, sevmek derdim Sevgili.
Yüreğimiz sevmeye muktedir değilse, sevilmenin kıyısına bile yanaşmaya yüz bulamasın.
'' Ey Yâr! 
Gel artık.. 
Kader yumağım çözüldükçe yaklaşıyorsun biliyorum, 
biliyorum farkında olmadan tutacağım ellerini; 
İlâhi Aşkın mânâsına ışık tut, hadi gel de.. 
Bezm-i Elest'ten beri gönlümde uyuyan Mevlâna'yı uyandır, Şems ol da...''
“Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz..”

Sabahatin Ali
İnsanoğlunun bebeklik döneminden sonraki en masum olduğu an, uykudaki hali olsa gerek.
Öyleyse bir insana edilebilecek en güzel dualardan biri; masumiyet ve uykunun derinliğinde yüzerken edilen dua olmalı.
''Mutluluk, buzdolabındaki bir kutu dondurma. Yemek için can atarız ama yine de birilerinin 'hadi yiyelim' demesini bekleriz.'' diyordum. Biraz yanılmışım sanırım.
Ağzımıza kadar tıka basa doluyken, midemizde dondurmaya hiç yer yokken, ne kadar istersek isteyelim, ne kadar birileri 'hadi' derse desin hatta kalkıp elimize kaşık versin; değil yemek tadamayız bile.
İnsan prensipleri ile yaşar. Prensiplerinden taviz verdiği an, kendisinden çıkmış demektir. Bir çorap söküğü gibi; taviz tavizi doğurur çünkü.
Sınırlarımız olmalı bu yüzden. Bizi biz yapan, kendimize saygımızı koruyan, torba gibi büzemediğimiz ağızların karşısında dimdik durabilmeyi sağlayan..
Rahat bir vicdanın huzurunu, beş duyu ile algılanan hiçbir şey veremez.