Her şeyin Fazlası Zarar

Twitter’da alıntı bir diyaloga denk geldim:

’’ - Yavrum , her şeyin fazlası zarar.
   - Peki , yaşamanın? ’’

Hiç olur mu, yaşamak her şeye rağmen güzel diyecekken aklıma takılıyor.


Mahallemizin bir sakini , Ali emmi hatta seslenirken kısaltır Alemmi derler O’na. Bense ‘’saçınızı sevdiğim’’ koymuştum nice sene önce adını. Ne zaman görse bizi , elinde bastonu sırtında kamburu koşar adım yanımıza gelir , ‘’saçınızı sevdiğim’’ der saçımızdan öperdi bizi. Hep gül kokar , gülerdi gül yüzü.

Seneler geçti , ben büyüdüm , Ali amca Ali dede oldu ama hiç değişmedi. Yine hep dilinde ‘’saçınızı sevdiğim’’ yine o gül kokusu ve yine gönlümüze güller serpen gül yüzü.. Ona baktıkça geçer mutlaka içimden ; keşke her mahallede olsa bir ‘’saçınızı sevdiğim’’, keşke hep saçımızı sevse , keşke hep gülse gül yüzü de kaybettiği hayat arkadaşını hatırladıkça ‘’seneler geçti ev bomboş , ihtiyarlık zor’’ deyip gözleri nemlenmese hiç..

Gerçekten yaşamın fazlası da zarar olabilir mi?

Bizim ‘’saçınızı sevdiğim Ali emmi’’ yetmiş küsür yaşında. Bir de bunun sekseni doksanı var.
Yaş ilerledikçe kum saatinden kumların kayıp gitmesi misali insan da kalan ömrünün avuçlarından kayıp gittiğini görüyor , sayıyor tek tek. Teknoloji ilerledikçe kuşaklar arası fark bir uçuruma dönüyor; torununun konuştuğu dilin yarısını kuşak farkıyla yarısını da ağır işitmeyle kaybediyor dedelerimiz. Tarih tekerrür ederken ; savaşlara , anaların ah’larına , babaların çaresizliklerine , çocukların gözyaşlarına tekrar tekrar şahit oluyor ninelerimiz. Daha çok zulüm görüyor artık bir çift cam ardından dünyaya bakan gözleri. İhtiyarlık teker teker götürüyor gençliğin neşesini , baharını. Bir hazan mevsimi esiyor , solmuş sararmış bir hüzün getirip oturtuyor yüreklerine. Hastalıklar , duygusallıklar , alınganlıklar peşpeşe diziliveriyor tespih taneleri gibi. Çok söyleriz ya , ‘’Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin’’ diye , ona ‘’Allah anayı babayı evlada muhtaç etmesin’’ de ekleniveriyor , kaynamış çorbaya bir de zehir zemberek acı biber eklenmesi gibi.
Bir tas çorba da zehir zıkkım olup diziliveriyor boğaza zaten.

İşte o itilip kakılan , saygı, sevgi ve ilgi mahrumu , kimisi huzurevinin bir köşesine kimisi sokaklara terk edilen , ’’artık al canımı Allah’ım !’’ diye yalvaranlar ; fazla yaşamanın zararını çeken solmuş bir gül yaprağı aslında.
Hepsi değilse ‘’saçınızı sevdiğim Ali emmi’’ gibi , hepsi değilse onun gibi gül yüzlü gül kokulu , hepsinin ortak özelliği fazla yaşamanın zararını çekmeleri..

Zararın neresinden dönülse kâr madem , onların bir köşeyi dönmeye bile halleri yokken , zararı hayıra kim çevirecek diye soruyorum , gecenin şerrini örtüp hayrı getiren sabaha..

Hayırlı sabahlar..                                          
                                                                                                           MaviKocaeliGazetesi:
http://www.mavikocaeli.com.tr/yazarlar/her-seyin-fazlasi-zarar-makale,3769.html


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder