Benim de Ellerim Soğuk..


Beş insan seçiyoruz.
Öğrenci, iş adamı, bürokrat, tanınmış bir sanatçı, gayet sade bir vatandaş. Bu beş aynı kültürdeki insanı, başka bir ülkeye başka bir milletin arasına başka bir kültüre gönderiyoruz;  eğitim, turistik, iş veya herhangi bir amaçla. Öğrencimiz kaldığı yurtta, iş adamımız bir iş bağlantısında, bürokratımız  bir toplantıda, sanatçımız sergisinde, gayet sade vatandaşımız da herhangi bir parkta ayaküstü tanışma faslındalar. Bu beş kahraman beş farklı ortamda, küçümseyici bakışlar ve alaylı ses tonu ile aynı sorularla karşılaşıyorlar:

'' Sizin ülkenizde öyle yapılıyormuş, doğru mu? ''
'' Siz bunu böyle bilirmişsiniz. ''
'' Siz şöylesiniz zaten.''
'' Sizin atalarınız zamanında şunları yapmış ! ''

Kimisi kızıp sinirleniyor, kimisi cahillikle suçluyor, kimisi ise doğrusunu anlatmaya çalışıyor.
Bu beş insanın kendi ülkenizden kendi milletinizden kendi kültürünüzden olduğunu düşünün.
Ne can sıkıcı, ne çirkin bir tablo değil mi?

***

Şimdi yine beş insan seçiyoruz.
Bu defa beş farklı kültürden beş farklı insanı, aynı ülkeye aynı milletin arasına gönderiyoruz. Bunlar da başka başka kültürlerden sizin ülkenize gelmiş insanlar olsun. Kahramanlarımız farklı ortamlarda olsalar da aynı küçümseyici bakışlar ve alaylı ses tonu ile yine aynı insanlık dozu düşük sorularla karşılaşıyorlar.

Yine kimisi kızıp sinirleniyor, kimisi cahillikle suçluyor, kimisi ise doğrusunu anlatmaya çalışıyor.
Ne can sıkıcı, ne çirkin bir tablo değil mi?

***

Kahramanlar, kültürler, yaşantılar, belki sorular bile bir ihtimal biraz, değişiyor. Fakat değişmeyen bir şey var: gözlerimiz. Göz, insan hayatında kuşkusuz önem derecesi en yüksek organlardan biri, daha anne karnındayken ilk oluşanlardan. Bilimsel açıdan bakarsak gözümüze giren ışınlar kırılıp sarı beneğe düşüyor ve beynimizde net görüntü oluşuyor. Biraz aşağısında ise kör nokta var; duyu reseptörü taşımayan, dolayısıyla da görüntü oluşmayan. Fakat biz her nasılsa o kör noktamızı etkili bir şekilde kullanabilmeyi başarabilmişiz; empati reseptörü olmayan bakış açımızla, o hep aynı kör noktadan gören ama insanı ‘’insan’’ olarak göremeyen gözlerimizle ! Aynı renkte olmasak da aynı dili konuşmasak da aynı kültürde yetişmesek de birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmeye, sevmeye dair o dağlar büyüklüğünce önyargılarımızla..
Aynı bir ressamın tuvalini, boya markasını, fırçalarını değiştirip her defasında aynı tabloyu ortaya çıkarması gibi. Sanatını değil hayalgücünü değiştirmesi gerektiğinden bihaber ressam, aynı uyumsuz rengi aynı yanlış fırça darbesiyle aynı adamı aynı denizin kenarına çiziyor sürekli.
Ne can sıkıcı, ne çirkin bir tablo değil mi?

***

Hazır sanat demişken, başka bir ülkeden farklı bir kültürden gelmiş, aramızda sanat ve kitaplardan köprü kurduğumuz bir arkadaşımla bir sergiye gidiyoruz. Önceden de tanıdığımız, sergide emeği olan hocalarımızdan birini görüyoruz girişte. Tokalaşıp tebrik ediyoruz. Soru gelmiyor fakat esprili bir
- Bu X’ler hep böyle.
cümlesini duyuyoruz.
- Nasıl? diyoruz.
- Elleri hep soğuk.

Gülümsüyoruz karşılıklı. Girişten ayrılıp ilerliyoruz sergi salonuna.
Yine de düşünmeden edemiyorum. Az önce ellerimizi yıkadık biz. Benim de ellerim soğuk..


MaviKocaeliGazetesi:
http://www.mavikocaeli.com.tr/benim-de-ellerim-soguk-makale,3380.html

Facebook:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder