Beklenen Deniz Feneri

Yalana tahammülümüz yoktu. Hele günü kurtarmak, geçici mutluluklar için söylenen yalanlara ise hiç. Dürüstlük, güvenin ve sadakatin bir ölçüsüydü. Yalan konusunda ne kadar hassas isek, itirafa da o kadar önem verdik. Dedik ki olmuştur, insanlık halidir söylenmiştir, zorda kalınmıştır, karşıdakini üzmek istememiştir. Dedik ki duymayalım başkasından, uzaktakilerden; yüreğimize yakın bulduğumuz gelsin, O dillendirsin, O döksün yüreğinden. Affederdik biz. Sevgi özleyen olduğu kadar affedendir de. Sevgi örter kusurları, onarır çizikleri, doyurur çatlamış toprakları. Yeter ki bir pişmanlık damlası olsundu, sevgi bin damla yağdırırdı, sunardı rahmet gibi yağmurunu. Fakat ya biz anlatamadık kendimizi ya da anlamak istenmedik. Belki de öyle iyi anlattık ki bir yalan diğerini doğurarak geldi zincirleme, uzaya uzaya günlere, aylara, senelere bindirildi. Bilmez sanardınız bizi. Kendinize pay çıkarırdınız belki. Belki köpeklerin kemiklerini özenle sakladıkları gibi siz de saklama yeteneğinizle övünürdünüz. Yanıldınız. Hissettik elbet. Yüreğimizle algılıyorduk biz dünyayı çünkü, anlamamış mıydınız hala? Yüreğimizle algıladığımız için diğer duyularımız kördü biraz. Aynı görme yetisini kaybeden birinin işitme yetisinin gelişmesi gibi. Hissederdik ama görmezdik mesela. Görmek istemezdik. Duyar ama duymazdan gelirdik. İnanmak istemezdik aslında. Ama hissederdik işte yine de. Nasıl hissetmeyelim ki? Gözlerinizden bir yıldız kayması gibi aniden geçen, belli belirsiz, sönmeye yüz tutmuş parıltılardı sizi ele veren. Zaten onu da saklamayı becerebilseniz, emin olun ayakta alkışlar, rol yeteneğinizin keşfedilmesi için elimizden geleni yapardık. İşte biz o en hassas noktamızdan kırılıverdik. Bilemediniz kırdığınız dalın büyüklüğünü. Kolaydı size. ''Kim dürüst ki şu zamanda?'' dediniz belki içten içe, kendinizi rahatlatmak istercesine. Ama biz hiç affedemedik sizi. Helal ettik hakkımızı, affedelim dedik ama karşı çıktı yüreğimiz. Ta Kabil'den bu güne; Habil'in de yerine, tüm yalanların, bencilliklerin adına haykırdı. Affedemememizi, gururumuza yediremememizi, gemileri yakıp gidebilmemizi abartı sandınız, anlayamadınız. Oysa biz kıyılarınızın doğal değil doldurma olduğunu anladığımızda yanlış limana sığındığımızı anlamıştık. Huzur ve güven dolu sandığımız limanımızdan değil sadece, tüm karadan vazgeçtik. Bir daha dönmemek üzere gitmek gerekti işte o zaman. Ne kadar kızdık kendimize bir bilseniz. Ne kadar kızdık iyi niyet sandığımız aptallığımıza. Zaman sularda da, denizlerde de, okyanuslarda da ilerlerdi elbet. Bazılarımız başka sulara yelken açtı, başka başka limanlara demir attı. Bazılarımız dibi görünmeyen sularda boğulmayı denedi. Bazılarımız ise gözden uzakta, ıssız bir adada sürgün hayatına mahkum etti kendini.. Bekledi zamansızca. Sular yükselsin, temizlesin peşimizden getirdiklerimizi diye bekledi. Başka hiçbir gemiyi de yanaştırmadı kıyısına. Medcezirler, son kalıntıları da götürene kadar, yelkenlerimiz gözyaşı misali yağmurlarla yıkanıp tertemiz olana kadar.. O bazılarımız biliyordu ki böyle sürgün ömre bedeldi, ne de olsa bir gün ulaşacaktı bir deniz fenerinin ışıkları ayak basılmayan sığınamıza, adamıza..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder