Annemle babam ayrıldığında kundakta bir bebekmişim. Alkolik kocasının dayağından bıkan annem bir gün beni alıp baba evine, Kırıkkale’ye, dönmüş. Babamın ne kadar umrundaymışım ki aramamış hiç bizi. Annem boşanma davası açtığında mahkemelere bile gelmemiş. Kimbilir nerelerde ziftleniyormuş anneannemin dediğine göre. Biz geldikten iki sene sonra dedem vefat etmiş. Böbrek yetmezliği varmış zaten. Hayal meyal hatırlarım dedemi. Altı kız kardeşin en büyüğü ve evli olanlardan da birisi olan annem dedemin vefatıyla çalışmak zorunda kalmış. En büyük teyzem Antalya’da yaşıyormuş o zamanlar. Ben de teyzelerimle büyüdüm, evdeki tek erkek çocuk olduğum için üstüme çok düşerlerdi. Evde sadece benim doğum günüm kutlanırdı,dişlerinden tırnaklarından artırdıkları paralarla en güzel hediyeleri bana alırlardı. Teyze değil abla derdim onlara. Ablalarım, yani teyzelerim, o kadar benimsemişlerdi ki beni birbirlerinin yanlarında nasıl rahatlarsa ben varken de farksızlardı. Yanımda soyunmaya dahi çekinmezlerdi. Biraz havailerdi. Büyüdükçe bana değil kendilerine almaya başladılar en güzel kıyafetleri. ‘’Fıstık Oğlan’’derlerdi bana. Oysa ki annemin ve anneannemin gözünde ‘’Mert Paşa’’ydım. Öyle olmadığını anlamak için yılların geçmesi gerekiyordu.
Kendimdeki değişiklikleri ilk on dört yaşlarımda fark ettim. Mahallede, iki sokak altta, köşedeki bakkalın üst katında oturan bir çocuk vardı: Abdullah. Benden dört yaş büyüktü. Ona ilk bizim sokaktaki bakkalda ekmek kalmadığı için aşağıdakine gönderildiğim sıradan bir günde rastlamıştım. Bakkal Rahmi amca Abdullah’a derslerinin nasıl gittiğini soruyordu. Hangi okula gidiyordu ki. Hiç görmemiştim bu civarda. Abdullah o gür sesiyle tatilden sonra derslere girmenin zor olduğunu ama iyi bir üniversite kazanmak istediğini ve şimdiden çok çalışması gerektiğini oldukça net bir şekilde söylüyordu. Rahmi amcanın‘’Allah yardımcın olsun evladım’’ dilekleriyle arkasını dönüp gitmeye niyetlendiği sırada göz göze gelmiştik, gülümsemişti. Geçip gitmişti yanımdan.Sokakta bana ‘’piç’’ diye bağırıp üzerime yürüyen büyük çocuklarınki gibi değildi gözleri.
Artık bizim sokaktaki bakkalda ekmek olsun ya da olmasın Rahmi amcanın dükkanına gidiyordum her şey için. Anneannem neden geç kaldığımı sorup kulağımı çektiğinde de bizim sokaktakinde ekmek kalmadığını söylüyordum. Değişik çocuktu Abdullah. Zaman zaman onu mahalle camisinde görürdüm. Ben hiç gitmemiştim camiye. Merak ettim bir gün, ben de girdim içeriye. Eğilip eğilip kalkıyordu Abdullah. İşte orda ilk kez selamlaştık.
Abdullah’a hiç açılamadım. Hislerimi kendime bile itiraf edememiştim henüz. O da hiç bilmedi doğal olarak. O sene üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gitti. Dünyam başıma yıkıldı. Sonraki üç sene duygularımla, kendimdeki değişikliklerle boğuşarak geçti. Erkeklere karşı mesafeliydim hep. Arada bir bazıları fiziksel olarak aklımı meşgul ederdi.Onlarınsa tek derdi kızların göğüsleri ve kalçalarıydı. İki laflarından biri bunlardı. Ben hiç katılamadım onların bu muhabbetlerine. Küçükken ‘’piç’’derlerdi. Sonraları ‘’top’’ yakıştırmasını da yedim ve daha da uzaklaştım kendi deyimleriyle ‘’maço’’ hemcinslerimden. Aksine sınıftaki kızlarla aram çok iyiydi. Severlerdi beni. Kendilerine yan gözle bakmadığım için takdir ederlermiş. Farklıymışım ben diğerlerinden.
Evet farklıydım. Ama onların tabir ettiği bir farklılık değildi bu. Kendime bile itiraf edemediğim, beynimi kemirip bitiren bir farklılıktı. Çevremdeki kimseye açıklayamıyordum. Zaten küçük bir şehirde yaşıyorduk. Ben bu şehirde olmaması gerekendim, şehrin insanlarına göre.
Aklımda fikrimde Abdullah vardı. Liseyi bitirip sınavlara girecek ve doğru İstanbul’a gidecektim. Lise son sınıfa geldiğimde artık ablalarımın da bazılarının çalışmaya başlamasıyla dershaneye gönderdiler beni. Hedefim ne olursa olsun İstanbul’du. Sınava girdim ve sadece İstanbul’u yazdım tercihlerime. İTÜ Mimarlık’ı kazandım o sene. Annem gözyaşlarına boğuldu.
İstanbul’u kazanmanın her şey demek olmadığını o sene anladım. Abdullah’la aynı üniversitede olmanın ona kavuşmak olmadığını da.. Bir süre araştırdıktan sonra mezun olduğunu ve Amerika’ya gittiğini öğrendim. Bir kez daha yıkıldım. Seneler boyunca ona kavuşmanın ve duygularımı açıklamanın hayalini kurmuşken avuçlarımdan kayıp gitmişti Abdullah. Çok uzaktı Amerika. Cebimde gidebilecek kadar para yoktu. Hadi gittim nasıl bulacaktım?
İşin gerçeği, bir daha onu asla bulamayacaktım. Kabullendim. Kabullenmek zorunda kaldım. İlk senem bocalayarak geçti böylece. Üniversitede kendim gibi insanlarla tanıştım. Onların arasında daha rahattım. Bazıları biliyordu,anlıyordu; birlikte dolaştıklarımdan. Onlar yokken rahat olamıyordum. Küçücük oluveriyordum oturduğum yerde.
Üniversite dönemimde gelip geçici ilişkilerim oldu. Hepsi benim gibiydi. Kadınları çok ağlattım, istemeden. Yakışıklı olduğumu söylerlerdi. Duygularını ifade eden kadınlara karşılık veremiyordum. Kadınlar iyi arkadaşlardı ama onlara bakamıyordum hemcinslerimin gözüyle. Bir defasında açıklamak zorunda kalmıştım.Çok üzülmüştü kızcağız. Elimden bir şey gelmezdi.
Mezun oldum. İstanbul’da kalmaya karar verdim.Çok nadir gidiyordum annemlere. Her gittiğimde suçluluk duygusu yiyip bitiriyordu dönene kadar. Erkek bir mimar olmanın avantajı (ki benim için dezavantaj olacaktı) şantiyelerde çalışabilmekti. Hemcinslerimle doluydu şantiyeler. İşime odaklanamıyordum. Ordaki işimi bıraktım ve kadın bir mimarın ofisinde başladım. Tarık’la da orda tanıştım. Ofiste çalışmaya başlayalı bir yıl henüz olmuştu ki, Zülal Hanım ofise bir inşaat mühendisi aldı. Tarık.Sonradan öğreneceğim üzere Zülal’ın erkek arkadaşıydı. Fakat bu birlikteliğimize engel değilmiş ki Tarık’la yakınlaşmamız başladı.
Bir süre gizli kapaklı devam ettik. Tarık ikimizi birden idare edebilmeyi başarmıştı. Ya da başardığını sanıyordu. Çünkü kısa bir süre sonra , nasıl fark ettiğini hala anlamadığım bir şekilde, Tarık’la ilişkimizi anladı ve ikimizi de kovdu Zülal.
Üniversite dönemimde gelip geçici ilişkilerim oldu. Hepsi benim gibiydi. Kadınları çok ağlattım, istemeden. Yakışıklı olduğumu söylerlerdi. Duygularını ifade eden kadınlara karşılık veremiyordum. Kadınlar iyi arkadaşlardı ama onlara bakamıyordum hemcinslerimin gözüyle. Bir defasında açıklamak zorunda kalmıştım.Çok üzülmüştü kızcağız. Elimden bir şey gelmezdi.
Mezun oldum. İstanbul’da kalmaya karar verdim.Çok nadir gidiyordum annemlere. Her gittiğimde suçluluk duygusu yiyip bitiriyordu dönene kadar. Erkek bir mimar olmanın avantajı (ki benim için dezavantaj olacaktı) şantiyelerde çalışabilmekti. Hemcinslerimle doluydu şantiyeler. İşime odaklanamıyordum. Ordaki işimi bıraktım ve kadın bir mimarın ofisinde başladım. Tarık’la da orda tanıştım. Ofiste çalışmaya başlayalı bir yıl henüz olmuştu ki, Zülal Hanım ofise bir inşaat mühendisi aldı. Tarık.Sonradan öğreneceğim üzere Zülal’ın erkek arkadaşıydı. Fakat bu birlikteliğimize engel değilmiş ki Tarık’la yakınlaşmamız başladı.
Bir süre gizli kapaklı devam ettik. Tarık ikimizi birden idare edebilmeyi başarmıştı. Ya da başardığını sanıyordu. Çünkü kısa bir süre sonra , nasıl fark ettiğini hala anlamadığım bir şekilde, Tarık’la ilişkimizi anladı ve ikimizi de kovdu Zülal.
Ben çok zorlanmadan yeni bir iş buldum kendime. Tarık ise evde. Gitgide benden daha da uzaklaştığını fark ediyorum.Zülal kabul etse geri dönecek gibi. Sürekli beni suçluyor. Böyle bir yaşamdan sıkıldığını ima ediyor. Geçen bana kaç yaşımdan beri böyle olduğumu sordu. ‘’Böyle derken?’’ dedim. ‘’Gay olarak yani?’’ dedi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. ‘’Hiç baba olamayacaksın biliyorsun değil mi?’’ dedi. ‘’Ben zaten baba nasıl olunur bilmiyorum!’’ diye bağırdım. Kapıyı çarpıp çıktım. O gün, gece üçü geçerken döndüm eve. Tarık uyumuştu salondaki kanepede. Uyanık olacağını tahmin etmiyordum, istemiyordum da zaten. Eyvaahh ! Durağı kaçırdım yine. ‘’Pardon bi’müsaade eder misiniz?Kaptan aç kapıyı, aç ! ‘’
Fb:
https://www.facebook.com/notes/esranur-y%C3%BCksel/farkl%C4%B1-bir-cinsel-kimlikle-hayat%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1i%C5%9F-hayat%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1-nas%C4%B1l-kurgulars%C4%B1n%C4%B1z/10151686489183092
Fb:
https://www.facebook.com/notes/esranur-y%C3%BCksel/farkl%C4%B1-bir-cinsel-kimlikle-hayat%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1i%C5%9F-hayat%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1-nas%C4%B1l-kurgulars%C4%B1n%C4%B1z/10151686489183092
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder