Bir insandan merhamet duygusunu çıkarın, geriye ne kalır ki ?

- Merhamet. Merhamet  ne, biliyor musun?
- Merhamet mi?  Ha şu yeni başlayan dizi. Tabi canım, her hafta hiç kaçırmadan başındayım.
- ...

Bir televizyon dizisi isminden daha fazlasını ifade ediyor olmalı, olmalıydı.

Bir yoklayalım kendimizi.
Ağlayan bir çocuk gördüğümüzde üzülüyor ama gövdesi çocuklar tarafından oyulan bir ağaç gördüğümüzde ''yapmayın'' demeden geçip gidebiliyorsak..
Çocuk istismarına hayır derken tecavüze uğrayan dilsiz canların ,hayvanların, da var olduğunu hiç bilmiyorsak..
Soğukta titreyen bir kedi gördüğümüzde bir kap sıcak süt verirken otogarda yatan bir evsizi görmezden geliyorsak..
Hayvan barınakları için canla başla uğraşıp yetiştirme yurtlarındaki boynu bükükler aklımızın ucundan geçmiyorsa..
Bayramlarda eşi dostu ziyaret ederken huzurevlerinde gözleri yollarda bekleyenleri unutabiliyorsak..
Akrabalarımızın mezarlarını ziyaret ederken şehitliklerde ağlayan ana babaların acısını paylaşabilmek için illa ki evlat acısı yaşamamız gerektiğini sanıyorsak..
Bebeğiyle dilenen kadıncağıza acıyıp gönlümüzden kopanı verip dünyanın diğer ucunda açlıktan ağlayan, kaburgaları sayılan çocukları gördüğümüzde ‘’Aman Allah yardım etsin’’ diyip kanal değiştiriyorsak.. hangi merhametten bahsediyoruz?
Kime insanız? Kime şefkatliyiz? Kime sevgi gösterip kimlerin sevgi beklediğini unutuyoruz? Kimi görüp kimi görmezden geliyoruz? Birini hatırlayıp diğerini unuturken neyden kaçıyoruz, kimden uzaklaşıyoruz? İnsanlığımızdan olmasın sakın?

Merhamet, yaşıyor olmanın nefes alıyor olmanın gereği. Bizlere bahşedilmiş en yüce, en güzel, bizi biz yapan duygulardan bir tanesi. Şüphem yok ki; ''Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.'' buyruğunda  insan-hayvan, yaşlı-genç, yakın-uzak, senin-benim fark etmeksiniz bir ‘’can’’ kast edilmiştir. Bir hayvana, bir çocuğa, beli bükülmüş bir dedeye, dalı kırılmış körpe bir ağaca.

Ağaç yaşken eğilirmiş. Biz çocuklarımıza değil bir bitki yetiştirmenin, susuz bir hayvana su vermenin, komşu teyzenin bakkalına koşmanın manevi hazzının güzelliğini; körpe dalların kırılmamasının, sokak hayvanlarına eziyet edilmemesinin gerekliliğini; dünyanın başka bir yerinde bir yaşıtı için bir kuru ekmeğin önemini bile anlatmıyoruz. Aksine onlara ileriki yaşlarında da bol bol kullanabilsinler diye küfürler öğretiyor, yaya geçitinde aksak aksak yürüyen amcayı ‘’hadisene be amca!’’ diyerek azarlıyor, otoyollarda hayvanlara çarpıp üstünden geçip gidiyor, hatta gözleri önünde annelerini dövüyor, sorunlarımızı şiddete başvurarak hallediyor, borcumuzun alacaklısını linç edebiliyoruz.

Sonrasında emeğimizin karşılığını fazlasıyla alıyoruz tabi. Önemsemediğimiz davranışlarımızın nelere yol açtığını göremeyecek kadar körleştiriyor bizi o yüce duygumuzun eksikliği. Eşlerini döverek öldüren, akraba çocuklarına tecavüz eden, sokak kedilerini çuvala koyup benzin döküp yakan, ninelerini maaşı için battaniyeye sarıp ölüme terk eden, tarla açmak hatta işlediği cinayeti örtbas etmek için orman yakan eserlerimizle övünebiliriz artık. Fakat o kadar mütevaziyiz ki, övünmüyoruz;  gördüklerimize şaşırıyor, kınıyor, ‘’nereye gidiyor bu insanlık?’’ diyoruz.
İnsanlık mı?
Bir insandan merhamet duygusunu çıkarın, geriye ne kalır ki ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder