Bugün ülkemin bir çok yerinde olduğu gibi benim üniversitemin yemekhane menüsünde de ‘’buğday çorbası, üzüm hoşafı, ekmek’’ var. 427 kalori. Diğer günlerdekine kıyasla yarısından da az. Bu bir diyet menüsü değil ama bir anma menüsü.
Saat 12.30, öğle arası. Yemekhaneye gitmeye niyetlenirken bölümde bölüm başkanının telaşla bağırdığını duyuyorum:
‘’Camları kapatın! ‘’
Arka tarafa koşturmalar.. Tam bölümümüzün arkasında, bir grup öğrenci, polis ve olmazsa olmaz biber gazı..
Burası Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü ve bugün 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü !
Birkaç arkadaşımı gözleri yaşlı, öksürerek, biber gazı solumuş halde görüyorum.
Birbirine girmiş bir kampüste derse girmek zorundayız.
Taşlar, sopalar, kırılan tabelalar, ağaç dalları, sökülmüş banklar, yakılan bir masa, nefes alması güç bir hava, yüzünde panik ifadesiyle koşturan, hiçbir tarafta olmadıkları halde zarar gören şaşkın insanlar..
Zaten ulaşımı zor olan kampüsümüzde ulaşım tamamen durmuş. Ne otobüs var ne servis.
Çevremdekilerde ‘’evimize, yurdumuza nasıl döneceğiz? ‘’ sorusu. Başka çaremiz yok, kampüsü arkadan dolaşıp tabana kuvvetten başka. Sağolsun arabası olan birisi alıyor bizi arabasına, sığdığı kadar. Kilometrelerce yol, kampüsten yaya çıkmaya çalışan insanlarla dolu.
‘’Bu kadar insanın ne günahı var?’’ diyor araç sahibi.
İki üniversitede yaşadım, ikisinde de hep sordum, soruyorum ben de: Bunca mağdur olan insanın ne günahı var? Kampüslerimizin, ağaçlarının, binalarının, kaldırım taşlarının, tabelalarının bile ne suçu var sahi?
Kendi üniversitelerimizde yemekhaneye gitmemiz engelleniyorken (!) Kendi üniversitelerimizde yaşamımızı borçlu olduğumuz şehitlerimizi anmamız engelleniyor, bayrağımız açtırılmıyor, İstiklal Marşı’mız söyletilmiyorken (!) Kendi üniversitelerimizde eğitimimiz kesintiye uğratılıyorken (!) Kendi üniversitelerimizin binalarına, taşına toprağına kadar zarar veriliyorken (!) Kendi üniversitelerimizde huzur içinde yaşama hakkımız gasp ediliyorken (!)
nasıl kalkıp da barış hikayeleri anlatılabiliyor, kardeşlik türküleri çığırılabiliyor !
Hangi görüşe hangi inanca sahip olursa olsun, hangi millete mensup olursa olsun öncelikle bir insan olarak başkasına vermediğini istemeye hakkı olamaz kimsenin.
Özgürlük, her istediğini yapmak değildir. Özgürlük, bir başkasının hakkını gasp etmeden istediğini yapabilmektir.
Ama nerdee? Özgürlüğün anlamını kim bilir?
Özgürlüğün anlamını seneler önce analarını, kadınlarını, çocuklarını geride bırakıp ölüme giden, bağımsızlığı uğruna genç, yaşlı, din, dil, millet fark etmeksizin omuz omuza çarpışan, kader arkadaşlığı eden, kefensiz gömülenler bilir !
Bugün 18 Mart.
Şehitler ölmez ya hani; binlerce kez ölür binlerce kez dirilirler bu günlerde.
Derinlerden ama çok yakınlardan sesleniyorlar, duyuyor musunuz? :
‘’ARKADAŞ, YURDUMA ALÇAKLARI UĞRATMA SAKIN ! ‘’
MaviKocaeliGazetesi:
Facebook:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder