Hak

   Herkesin var bir hikayesi. Unutmaya çalışıp da unutamadığı. Gömmeye çalışıp da hortlak gibi karşısında bulduğu. İnsanlar dışlayamaz hikayelerini. Kendi özlerinden parçaları…
   Çocukça başlamıştı onların hikayesi. Çocuksu ürkeklikler, çocuksu bakışlar, çocuksu kıskançlıklar. Bir şey nasıl başlarsa öyle devam eder mi? Peki başladığı gibi biter mi? Çocuksu saflıkta devam etmiş bir süre onlarınki de…
Ama olacak varsa olurmuş ya, oluvermiş işte. Sakınan göze çöp batarmış. Kara kediler uyumazmış. Çünkü şehirler, sokaklar, caddeler, ortamlar çekiverirmiş insanı içine. Uzaklaştırırmış insanları, fesat karıştırırmış aşklara. Onlarınki de böyle bir kördüğüme bulanmış. Belki de esas kızın beklentilerini karşılayamamış esas oğlan, o sahnede. Zayıflayan ipleri çocuk koparmış. Bir anda, sebebsizce…
   Biri yoluna devam etmiş, diğeri bakakalmış arkasından. İkisi de böyle bir sonu yakıştıramamış bu sevgiye. Böyle, bitmemeliymiş.!
   Yıllar geçmiş. Herkes kendi rotasını çizerek ilerlemiş hayat yolunda. Farklı kişilerle, farklı mekanlarla, farklı olaylarla… Büyümüşler. Büyümüş her şey. Duygular, düşünceler, acılar, mutluluklar, hayatlar… Onlarca soru işareti kalmış birinde, sormaya fırsatının olmadığı. Onlarca pişmanlık kalmış diğerinde, bir anlık ruh halinin sonunu getirdiği… Soru işaretleri, keşkeler, belkiler, anılar… Hepsi maziye gömülmeye çalışılmış. Gömülemeyen tek bir şey varmış: Hak! Allah’ın bile ‘’Kulum, karşıma kul hakkıyla gelme.’’ Diyerek yalnızca hak sahibinin affedebileceği bir yük; kul hakkı…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder