Eskiden uyunmayan yaz gecelerinde arkadaşların tlfnu çaldırılırdı. Geri çağrı gelirse anlasilirdi ki o da uyuyamamış. Msj atilirdi. Kuru bir "n'aber?" yazıp gönderilmezdi ama. Beşbin onbin sms gibi sınırsız değildi msjlaşma hakkı. Sınırlıydı atilabilecek sms sayısı. Dolu dolu yazilirdi o yüzden. "nasılsın, ne yapıyorsun?"la başlanir, "ben de şöyleyim şunu yapiyorum" sığdırılırdı birkaç şablona, ka...rşıdakinin "sen ne yapıyorsun?"unu beklenmeden. Dolu dolu da cevap gelirdi.
Eğer yeni yüklenmişse kontör, aranirdi "Beş dakikasi bir kontör" kampanyası vardı bir ara. O da herkese değildi. On numara seçiliyordu en çok konuşulan ya da konuşmak istenenlerden. Tlfda muhabbet etmenin bile bir kıymeti vardı. O da sınırlıydı çünkü.
Merak edilir, daha çok özlenirdi sanki. Tez elden bir buluşma ayarlanirdi. Şimdiki gibi facebooktan, foursquareden öğrenilmezdi neler yapildigi, nerelere gidildigi. Bir araya gelindiginde anlatacak, dinleyecek bir sürü şey olurdu bu yüzden. Yetmezdi o gün, daha ayrılmadan yakın tarihte bir gün daha ayarlanirdi. Buluşmalarda sadece o an bir arada olunanlarla ilgilenilirdi. Zırt pırt bildirim gelmezdi sosyal medya araçlarından tlfnlara. Ya da birileri yazmazdı sürekli whatsapptan. Karşidaki bir şey anlatırken dinliyormuş gibi yaparak ya da dinlemeye çalışarak diğerine laf yetiştirmeye çalisilmazdi. Yüzüne bakilirdi muhatabın, can kulağıyla dinlenirdi. Her şeyi bilinmezdi arkadaşların. özelini paylaşmak karşıdakini kendine yakın görmek demekti. Şimdiki gibi yüzlerce kişiyle değil, o an sadece "bir"iyle paylaşılırdı. Tiyatro sahnesinde tek bir oyuncu sanmazdı kimse kendini. Seyirci koltuğundakilerin her "like"ıyla egolar tatmin edilmezdi. Sahneden inilir kuliste görüşülürdü. Her şey, her konudaki her fikir bilinmedigi için "önyargı"lardan önce "dostluk" gelirdi. Şimdiki gibi her yerde arkadaş olarak eklenip ekran arkasından verilen hükme göre hayatına katıp katmayacağına karar verilmezdi. İnsanlarla öylesine tanışılmazdı, tanimadan geçip gidilmezdi. Tanımak için tatlı bir çaba sarf edilirdi. Ve çaba ölçüsünde sağlam köprüler kurulurdu. Ete kemiğe bürünürdü dostluklar, arkadaşlıklar. Sanal ortamda yüzlerce profil arasında günbegün derinleşmezdi yalnizliklar..
...
Teknoloji güzel, her şeyin elinin altında olması güzel, bilgiye ve kişilere ulaşmanın kolaylığı güzel ama
"ikindi serinliğinde bir yerlerde oturup iki çay söyleyerek başlanan, saatlere sığmayan doyumsuz sohbetler" kadar güzel değil asla..
Ben çok özlüyorum o günleri, ya siz?
Belki alıştığımızdan başkası bize imkansız geliyordur. belki mesele whatsapp ya da facebook ya da icq değil de, bir insanın ötekine giden yolları ezberlemesi ile ilgilidir. düşün 10 yıllık bir sürede değişen yollar sana ne denli yabancı geliyor. o 10 yılları defalarca toplamış, gençliğini 40ların 50lerin siyah beyaz zamanlarında yaşamış insanlar var. Onlar bu dünyaya gökten düşürülmüş, sonra unutulup terkedilmiş andaçlar gibiler. o on yılları yüzlerce kez toplamış bir adamı karşına alsan, kalbi şaşkınlıkla parçalanmadan onunla biraz konuşmayı denesen mümkün olur muydu aradaki boşluğu kapamak, köprüleri ortak elden kurup da birşeyler paylaşabilmek?
YanıtlaSilbelki diyorum ölüp gidiyor olmamız başımıza gelen en güzel şeydir.