Ve şimdi sıra sizde :)
Dhafer Youssef, Sufi gelenekleri ve Arap liriklerinden beslenen müziğiyle, dünyanın en iyi cazcılarından ve udçularından biri kabul ediliyor. Türkiye'de önceki senelerde İstanbul'da sahne almış, Hüsnü Şenlendirici ve Aytaç Doğan ile. (Hüsnü Şenlendirici'ye aşinayız ama Aytaç Doğan kimdir derseniz, ben de yeni tanıdım, bir kanun virtüözü)
Ankara'ya ilk gelişiymiş Dhafer Youssef'in. Benim de ilk tanışmam olacağı ve kör sağır dilsiz gitmemek için gitmeden bir göz attım hakkında ne var ne yok diye.. Hakkında tek bir olumsuz yoruma rastlamadım, aksine ne övgüler dizilmiş. Dedim, abartı mıdır acaba; yüksek beklenti ile gitmeyeyim???
Konser başlamadan yarım saat önce yerimizi aldık. Udu, kanunu, piyano ve davulu ayrı ayrı çok severim ama birlikte nasıl olur ki? demeden edemedim. (Geçen sene ODTÜ bahar şenliğine -sanırım ismi alaturka idi- bir alt grup çıkmıştı; kanunla davulu birleştirelim derken şahsen benim kulağıma hiç hoş gelmeyen, taverna-meyhane arası garip bir hava estirmişlerdi ve grubun sahneden inmelerini dört gözle beklemiştim)
Neyse başladı konser. Kulağınız alışana kadar kısa bir süre geçtikten sonra bir bakıyorsunuz dalıp gitmişsiniz. Yetiştiğimiz kültürün ezgilerine çok yakın olduğunu düşünüyorsunuz kimi zaman, sanki bir türküye veya klasik müziğimizin bir eserine geçiş yapacaklar da hüzün çökecek yüreklerimize.. Kimi zaman da bir gençlik coşkusunun kavurup geçtiğini hissediyorsunuz. Doğu ile batı arasındaki kilometreleri eritiyorlar ve siz farklı coğrafyalarda dolaşma imkanı buluyorsunuz. Bazı parçalarında aynı anda hem hüznü hem coşkuyu yaşayabiliyor; bazılarında ise hüzünden umuda yumuşak bir geçiş yaparak hiç farkında olmadan geçmişinizi ve geleceğinizi düşünmeye başlayabiliyor; geçmişin hüznünden, hatalarından dersler çıkararak geleceğe umutla göz kırpabiliyorsunuz.
Sahnedeki farklı enstrümanların ve müzisyenlerin uyumu, Dhafer Youssef'in sahnedeki sempatikliği, -minyonluğumla görebildiğim kadar- hiç asılmayan güleç yüzü, sevimli esprileri ve kesinlikle sesi ile etkilenmemeniz imkansız :) İki saatin nasıl geçtiğini anlayamadım. Selam verdiklerinde bittiğine inanamayıp arkadaşıma ''bitti mi?'' diye sorma gereği hissettim.
Binlerce alkışı hak etmişlerdi.
İçime döndüm.
Konserin yıldızsız bir geceye denk gelmesi tesadüf müdür bilemedim.
Sonra gökyüzüne yıldızsız demenin bir yanılgı olduğunu düşündüm.
...
Yıldızsız değil de yıldızsız sanılan gökyüzünde bulutların arkasına saklanan yıldızlar arada bir birbirlerine göz kırpıyorlardı. Sahnenin zemininden verilen üç spot , sahnenin gökyüzüne geçiş yaptığı noktada birleşiyor, koyu lacivert gökyüzüne adım attıklarında ise üç ışık yolu oluşturup belli bir mesafeden sonra silikleşiyor, gecenin karanlığında kayboluyorlardı. Her yolda , hüznün ve umudun kesiştiği bir nokta mutlaka vardı.
...
Evet geleceği bilemiyorduk, gelecek uzaklarda silikleşen ışık demetleri gibiydi. Ama hüzünden umuda mı umuttan hüzne mi yol alacağımıza, nerden gelip nereye gideceğimize kendimiz karar verebiliyor, yolumuzu çizebiliyorduk.
Ve ne gökyüzünde ne de yeryüzündeki güzelliklerin tesadüf olabileceğine inanamazdık..
Merak edenler için:
http://en.wikipedia.org/wiki/Dhafer_Youssef
https://www.facebook.com/dhaferyoussefofficiel
http://www.biletix.com/etkinlik/PVH03/TURKIYE/tr
Fırsatınız olduğu takdirde, canlı izlemeniz/dinlemeniz şiddetle tavsiye edilir :)
Cermodern'den
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder